6 Eylül 2012 Perşembe
Büyük Sorgucular
Andrei Tarkovsky 1985'te yayınlanan "Mühürlenmiş Zaman" kitabında böyle söylüyordu. Yazılarıma Tarkovsky'nin düşüncelerini baz alıp başlamayı seviyorum. Zira Stalker, film ve filmin baş karakterinden ziyade benim tabirimce tekno-apokaliptik bir dünya için önümüze sunulmuş bir rol-model.
Tarkovsky'nin tabiriyle; Topluma 'adil' bir düzen verip yüksek bir amaç uğruna örgütleme saplantısına kapılmış 'büyük sorgucular'ın hükmü altında yaşamaya öyle alıştı ki, dünya toplumları kendi 'ideal yaşam' çizgilerinden koparak gitgide önlerine sunulanı izleme batağına saplandılar. En kötüsü de maneviyat diye adlandırdığımız pek çok olguyu ya kaybettiler ya da artık kaybetmenin eşiğine geldiler. Bireysel kayıplar bir yana dursun, en ağır darbeyi alan kısım toplumsal ilişkilerdeki kayıplar oldu.
Topluluklar bugün 'büyük sorgucular'ın hükümlerine boyun eğmiş ve toplum olma benliklerini yitirmiş şekilde günlerini geçirmekteler. Pek tabii insanlığın büyük ütopyaları da bu uğurda yitip gitmekte.
Peki gerçekten dünyamız Victor Jara'nın "Halkla inilmez, çıkılır." düsturunu odak edinmiş liderlerle ütopyasını arama yolculuğuna çıkacak mı ? Hoş aslında bunu 60-80 arası dünyada deneyimlemeye çalışan pek çok halk oldu ama evvela 'büyük sorgucular' yine iş başındaydı.
Esas sorum ise şu, dünyamız ne zaman tam anlamıyla "sosyal" ve "demokrat" olacak ? Sonraki yazılarımda İsveç ve Alman Sosyal Demokrasilerinin deneyimleri ve çözüm arayışları - temel farklılıklarına değinerek, hem günümüz ile bir karşılaştırma hem de olasılıklar üzerine beyin fırtınaları yapacağım.
Görüşmek dileğiyle...
13 Aralık 2011 Salı
Şehir Mobilyası (!)
1952 damgalıdır künyesi.55 yıl hizmet verdi İstanbul'a.
Vapurlar benim için hep yaşayan varlıklar oldu.Onların dilini anlamaya çalışmak ise bambaşka bir keyif olarak yer etti hayatımda.Fenerbahçe vapuru'nun hava takviyeli Sulzer motoru...Yolculuk mahalinden duyulmasa da, vapurun çatısına çıkıp havalandırma borusunun yanına dikilirseniz vapurun nefes aldığını duyardınız.Hava takviyeli dizel motorların 1-2 dakika çalıştıktan sonra, derin bir iç çekme sesiyle kendini yeniden devindirmeye başlaması...
Vapurlar bu ülkede her şeyin tanığı oldular, kâh üzerinde bir askeri müdahaleden sonra, ona uygun isimler taşıdılar, kâh Kıbrıs Barış Harekatı'nın şehitlerinin isimlerini.Yandılar ve belki de yakıldılar, ama hiç değişmeyen bir şekilde hep İstanbul'a sadakatle hizmet vermek için çabaladılar, denizin ve kuşların dostu olmaya devam ettiler.
İstanbul halkı ise anlamsız bir şekilde, onlara karşı olan tutumlarını değiştirmeye, onları sıradan bir ulaşım aracı ya da şehir mobilyası olarak görmeye başladı, ve hatta mühendisler bile. Son olarak envantere katılan 5 vapurumuza baktığımızda ne kadar zarafet yoksunu oldukları hemen gözümüze çarpıyor.Hoş, vapur sevdalıları boşuna onlara "İstanbulun çirkin, şişko teyzeleri" lakabını da takmadı.
Neticede söylemek istediğim şey basit, Vapurların hakkını verin sevgili insalar, Rica ediyorum.
Perşembe günü görüşmek dileğiyle.
Not : Geçtiğimiz Perşembe günü yazmam gereken yazımı, Galatasaray-Fenerbahçe futbol müsabakasından ötürü önceden duyurmadan yazmadığım için, kamuoyundan özür dilerim.
6 Aralık 2011 Salı
Devinim
30 Kasım 2011 Çarşamba
Misketler
Hatırlıyorum da küçükken köye gittiğimde yapacak bir şey olmamasından canım çok sıkılırdı. Anneannem de dayımın küçüklüğünde oynadığı misketleri çıkarıp, canım sıkılmasın diye bana verir, ben de akşama kadar onlarla zaman geçirirdim. O süre içinde ne olup bittiğiyle ilgilenmem, akşam yemeğine kadar misketlerle oynardım. Bir nevi beni oyalama taktiği uyguluyorlardı diyebiliriz.
Şimdi de gündeme ve gelişen olaylar karşısında çevremin verdiği tepkilere bakınca durumun bundan farklı olmadığını görüyorum. Sanki herkese bir oyuncak gibi farklı bir konu önlerine sunularak bunlarla oyalanması isteniliyormuşçasına bir durum olduğunu gözlemliyorum. Gündemde konuşulan olaylara baktığımda esas konuların üzerine tamamen perde çekilmiş gibi. Bu sorun sadece tek yönlü de değil üstelik. Bu söylediğim basın için olsun, politikacılar için olsun ve özellikle halk için olsun, bu sorun sürekli ve artan şekilde sürdürülmekte. Önemli bir gelişmenin daha farklı ve önemsiz bir olayla gizlenmesi sanki bir moda olarak sürdürülmeye devam ediliyor.
Herkesin bildiği klasik bir söz vardır: “Bakmak değil, görmek önemli.” Bu söz aslında şu son yıllarda üzerinde durulması gereken çok mühim bir hal almıştır. Yaşananlar üzerinde düşünmenin yanında olayları görmenin yanı sıra neler sakladığını da anlarsak tam bir anlam kazanacaktır.
Diğer taraftan büyük bir etkisini gördüğüm duyarsızlaşma da bu “oyalama” olarak adlandırabileceğim sorunun sonuçları arasında gösterilebilir. Günümüzde de çok karşılaştığımız bu durum yalnızca birkaç saat – en fazla bir ya da iki gün – süren önemli olayların birden unutulması ya da görmezlikten gelinmesi, birçok şeyin kaybına yol açmaktadır.
Bu bahsettiğimiz olay görünmektedir ki küçük bir sorunun yansıtılması olarak değil, geniş kitleleri içine alan bir sorun olarak ele alınmalıdır. Ancak bu sorunun azalması ve “duyarlılık” gösterilmesi için sadece bireylerin değil, toplumsal bir uyanışı sağlaması için bireyleri etkisi altına alabilecek tüm etkenlerin de harekete geçmesi gerekmektedir.
NOT: Dün vefat eden hukuk profesörü değerli Server Tanilli hocamıza Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Onun öğrencisi olamasam da hem ders verdiği okuldan mezun olmam, hem de kitaplarından aldığım bilgilerle, onun fikirleriyle aydınladığım için hocam olarak kabul etmekteyim. Vefat etmesi her yerde geçiştirilip duyarsız kalınan, bu kadar değerli bir kişinin, keşke eğitim için harcadığı tüm hayatına karşı duyarsız kalmasaydık.